Monday, November 16, 2020

ZEHRİN PAYLAŞIMI




             



Zehir nehrinin kıyısında geceler, mevsimler, yıllar, asırlar - boğazlardan - 

Zifir, hava, zaman, tarih olur geçer 

Çürük buhardan damıtılmış  sıvı, damla damla  - köklerden- 

İncelikle, cebren, terleterek, duru akar dallara

Alev sağanakları altında hareket hilkat bulur, saadet yüzer

Sayısız, duyusuz, eşit, bilinçsiz paylaşılır zehir.


Saturday, June 1, 2019

PİA by ATİLLA İLHAN



Wish i knew who pia was
Holding her hands once then die
Calling out not from that further i wish
When i ever come to a city
She hadn’t already left for another one
I wish not to find all hotels emptied
İntrovert like a frosted  chalice i wish
I was never misting about
Wish if the kids had seen pia
At the docks towards morning
Letting me know and wising me up
Would make me starkly fill with stars
I would storm off like a dagger and  leave

When i ever come to a city
She hadn’t already left for another one i wish
They didn’t say she’s on the way to Singapore.
Not doing that to me i’m exhausted
Crown all  i’m broke i have no passport
Wish towards morning at the docks i heard
Pia was calling me out
A poor raincoat on her back
Her infant eyes wide open
Feeling cold, creep and pale
Pia’s hands  in my hands i wish
I would not die  incomplete






---------------

Çağrı'nın Çevirisi : 

 Pretty please, I wish I knew who Pia was
What if I held her hands only then died
I wish she hadn't called out from the distance
Whenever I was back in the city
What if she hadn't left for another town for once 
I wish I didn't find the hotels abandoned
Wistful like an iced chalice
I wish I didn't sweat on and on
Pretty please, in the wee small hours at the docks
If the kids had seen Pia 
If I had known 
Stars would have completely invaded my insides
And I would swing like a dagger and run
Whenever I was back in the city
I wish she didn't depart for another town for once
What if they didn't say she was on the way to Singapore, what if they didn't do that to me
I am knackered, penniless, I don't have a passport
Pretty please, in the wee small hours at the docks
What if I heard Pia calling out for me
A poor raincoat on her back
Her childlike eyes growing big
Cold, shivering, ashen
Hands of Pia, only if I could have held them
I would have died complete.


-----------------------------------


ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm

Saturday, May 11, 2019

ZAMANIN ALTINDA





Muvakkıthanenin  karışık  odalarına  kara zenitler ak nadirler doğarken
Alkımlar havai fişekler gibi patlar renkler üzerimize incelikle yağarken
Şehvetin muhteris eğrileri  yivlerince şefkat teğetlerce şiddetle boğarken biz
Buzlu camlara icranın vitrayları gibi gölge olur düşerdik
Zamanın altında, unutulmuş, uyuyan güzelliğin kanatları uçuşa doygun
Apsisinde kaymadan süzülerek düşmüş canlı bir söylenin hayalet maketi
Ordinatı yönsüz kasırgalara gıptayla kendi içine esiyor.

Zamanın üstünde odaların üstü boş, mahlukat boşlukta zincire vurulmuştur.
Gökten karanlık salyalar pastel alevler gibi patlar üzerlerine hışımla yağarken
Hiddetin muhtelif doğruları şevlerince öfkeyi  üzerlerine yığarken
Canlar mecranın aksine uçurumlarca, harap rüyalar gibi düşerdi







Monday, June 19, 2017

DO NOT GO GENTLE INTO THAT GOOD NIGHT



DO NOT GO GENTLE İNTO THAT GOOD NİGHT

Do not go gentle into that good night,
Old age should burn and rave at close of day;
Rage, rage against the dying of the light.


Though wise men at their end know dark is right,
Because their words had forked no lightning they
Do not go gentle into that good night.

Good men, the last wave by, crying how bright
Their frail deeds might have danced in a green bay,
Rage, rage against the dying of the light.

Wild men who caught and sang the sun in flight,
And learn, too late, they grieved it on its way,
Do not go gentle into that good night.

Grave men, near death, who see with blinding sight
Blind eyes could blaze like meteors and be gay,
Rage, rage against the dying of the light.

And you, my father, there on the sad height,
Curse, bless, me now with your fierce tears, I pray.
Do not go gentle into that good night.
Rage, rage against the dying of the light.




Ve Çevirisi : 

GİTME HÜSNÜN O MÜJDELENMİŞ GECESİNE SÜKUNETLE 

Hasenatın o müjdeli gecesine sükunetle gitmeyeceksin,
Ömrünün  son çağı hezeyanla yanmalı gün akşama kavuşurken
Hışımla, hışmınla karşı dur ışığın  irtihaline.

İrfan sahipleri güya bilirler ki karanlıktır aslolan
Çünkü tebliğleri çatallı  yıldırımlar  çakmadan onlar
Gittiler  hüsnün o müjdelenmiş gecesine sükunetle

İyi adamlar, ömrün son dalgası üstünde ne şaşaalı ağlaşıyor
Vasat amelleri  solgun bir körfezde dans ederken, sen
Hışımla, hışmınla karşı dur ışığın rıhletine

Yabani adamlar gökte güneşi yakalamış, ona ağıtlar yakıyor
Ve çok geç anlıyorlar onu yolunda nasıl da kedere boğduklarını
Gitmeden hüznün o müjdelenmiş gecesine sükunetle.

Mezarcılar, ölümle başbaşa, körelmiş bakışları
Kör gözler şimdi alevden meteorlar gibi bakarak parlak yanıyor, ışığın ölümüne
Hışımla, hışımlarıyla!

Ve sen, babam, orada o bedbaht yükselti üzerinde,
Lanetle, kutsa, şimdi ben senin ateşli gözyaşlarınla dua ederken
Gitme hüsnün o müjdeli gecesine sükunetle,
Hışımla, hışmınla karşı dur ışığının ölümüne

Thursday, August 4, 2016

GEYİKLİ GECE ve Çevirisi







Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk

Geyikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak

Bir yandan toprağı sürdük
Bir yandan kaybolduk
Gladyatörlerden ve dişlilerden
Ve büyük şehirlerden
Gizleyerek yahut döğüşerek
Geyikli geceyi kurtardık

Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza
Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
Bilir bilmez geyikli gece yüzünden

"Geyikli gecenin arkası ağaç
Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı"
İster istemez aşkları hatırlatır
Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
Şimdi de var biliyorum
Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli

Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor

Biliyorum gemiler götüremez
Neonlar ve teoriler ısıtamaz yanını yöresini
Örneğin Manastır'da oturur içerdik iki kişi
Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
Geyikli gecenin karanlığında

Aldatıldığımız önemli değildi yoksa
Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
Gümüş semaverleri ve eski şeyleri
Salt yadsımak için sevmiyorduk
Kötüydük de ondan mi diyeceksiniz
Ne iyiydik ne kötüydük
Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
Başta ve sonda ayrı ayrı olduğumuzdandı

Ama ne varsa geyikli gecede idi
Bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
Büyük otellerin önünde garipsiyorduk
Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
Yahut bir adam bıçaklasak
Yahut sokaklara tükürsek
Ama en iyisi çeker giderdik
Gider geyikli gecede uyurduk

"Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
Sultan hançerleri gibi ayışığında
Bir yanında üstüste üstüste kayalar
Öbür yanında ben"
Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
Eskimiş şeylerle avunamıyoruz
Domino taşları ve soğuk ikindiler
Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
Gölgemiz tortop ayakucumuzda
Sevinsek de sonunu biliyoruz
Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum
İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
İyice kurulamıyorum saçlarını
Bir bardak şarabı kendim için içiyorum
"Halbuki geyikli gece ormanda
Keskin mavi ve hışırtılı
Geyikli geceye geçiyorum"

Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.







STAG NIGHT



Not by a long sight there was anything to fear about
Everything was artificial,  all that
And when we die, we were dying  five, ten thousands at a time as the sun being  witnessed
But only before we found that stag night
We all were afraid like children

You  should know the stag night evermore
In the green and wild distant forests
While the sun sets  gently at the  horizons of the pavements
Shall set us free from the moment

On  one hand we tilled the soil
We were lost on the other hand
From the gladiators and the cogwheels
And  the big towns
We saved the stag night undisclosing or fighting

How unfortunate we were but still had expectance
Getting sight of three roofs in a row was enough to reckon as a town
While three doves would remind us Mexico
In the evenings we liked to pace the streets
Loved when wives call out their husbands
Drinking wine afterwards, red or white
Shilly-shally by the virtue of the fact that stag night

‘’Night of the stag in front- trees behind
A firmament  where its  feet reaches  wet
Parky moonlight  on its antlers ‘’
Reminds us of those  romances  unaviodably
Back in the good old days those goddesses and their adorations occured
And still they survive,  that’s what i know
How i get simply delighted thinking of
Finest of all sorts of stag nights on the mountains

I don’t care about nothing i say
Apart from love and expectation
At the very time,  three chalices and three new chants
Fuzzy  feathered stag night remains  in my memory

Ships can not ever  ferry, i know
Neon lights and theories  can not warm its vicinity
We sat and drank in Manastır for instance
Or we made love in the bed, a woman and a man
As our kisses  got warm  slowly
Slowly  our armpits got tastier
İn the darkness of the  stag night

It  didn’t really matter that we deceived  unless
We remembered  what everyone else forgot, like
Silver tea-urns and old stuff
We didn’t love for only reason to deny them
Would you say  ‘’you were just bad, that’s all? ‘’
But neither we were good nor bad
In the beginning and at the end  if we were different
That was because we were different in the beginning at the end

But whatever exits  was all in that stag night
You would sweat handful of excitement if you only knew
Twinkling of an eye the eventide was occuring  at the sidewalks
On the cut-glass chandeliers and  naked shoulders of women
We felt out place at the gates of those big hotels
That easy was our  helplesness  you see
If you think our sorrow is precious, you go wrong
Having three glasses of wine would  calm us down for instance
Or stabbing a man
Or spitting on the streets
But better us was  to walk off
To get to sleep within the  stag night

 ‘’ Stag  eyes are bright in the night
Timid and distracted like emergency fires
Like daggers of sultans in the moonlight
There the rocks  on its side one after the other and other
Myself on its other side
But you all are miserable, and me too
We can’t console ourself with those olden stuff
Dominoes  or cold mid-afternoons
Strange crowd with floral dresses
Our shadows involute right beside us
We’re glad as we all know the bitter end
I forget the debts and bonds and the bondsman
Lotteries are drawn  without me in the world
At first session  i’m being found innocent
I sat and wash a brunette woman for my own sake
But don’t dry off her hair
I drink a glass of wine for my own sake then
‘’ However  the stag night is in the forest
Sharp  blue and rustled
So I do pass through to stag night ‘’

Reaching  out and kiss my own two cheeks





Friday, December 18, 2015

DELİLER NEREDE




Deliler her yıl 365 gün 6 saat 9 dakika ve 9 saniye boyunca doğup büyüdü, yaşayarak saklandı.
Şimdi merakla açıyor olduğunuz her kapının ardında, mazgallara yağmur dolarken mazgallarda,
Ufku gözlediğinizde çenenizin altında, utançla başınızı öne eğerken siz, gözünüzün üstünde
Kendini size doğru eritir, akışkan bir hırıltı olur deliler, gök olur ürperti gürler.

Deliler şimdi bir manzaraya bakıyor olsa gerek, sabitlenmiş gözleri bakmakla
Bakın siz de, ortak olun delilere bu bakışta, içinizden fısıltıyla geçsinler.
Gözlerinizde yaş birikmiş diyedir, ağlıyorsunuz ya, gözyaşınız olup akıyor deliler.
Toprağa değdiğinde sarmaşıklar fışkırıp şefkatiyle sarıyor sizi.